Hamzanâme / Hamzazâde Rüstem ile Said-i Nebîre’nin Maceraları

Hamzanâme / Hamzazâde Rüstem ile Said-i Nebîre’nin Maceraları

Türk edebiyatında, önce sözlü kültürde gelişen Hamzanâmeler, XIV-XV. yüzyıldan itibaren yazıya aktarılmaya başlanmıştır. Bunun sebebi, muhtemelen, halk arasında dağınık ve tutarsız şekilde bulunan rivayetleri bir sistem dâhilinde derleyip toparlamaktır. Hamzanâmelerin olay örgüsü ve kahramanların şahsiyetleri Türklerin hareketli ve canlı yapısı ile örtüşmektedir. Aynı zamanda hadiselerin geçtiği zamanın muğlak olması ve kullanılan mekânların gerçekle hayal arasında gidip gelmesi üslûbun canlı yapısını korumakta ve beslemektedir. Okuyucunun veya dinleyicinin zihnini diri tutan bütün bu özellikler, edebiyatımızda menâkıbnâme denilen türün unsurlarıdır.

Açıklama

Said, Bânû’ya baktı, Bânû’nun rengi tegayyur olmuş. “Ey Bânû-yı Cihan, sen duayla meşgul ol. İnşallah ben bunları kuzgun yavrusu misali târumar ederim” dedi. Bânû gayrete gelip “Server, ben senden evvel meydana gireyim. Atamın namudâr pehlivanı yoktur. Hepsi âdem yokluğundan pehlivan olmuşlardır.” derken düşman askeri gelip yetişti. Bu dört tane Allah dostu, otuz bin küffara mukabil oldu. Said-i Nebire, nara-ı tantana ile öyle bir Allahuekber nidası savurdu ki nice kâfirler kıyamet koptu sanıp akılları çâk oldu. Nebire, “Ey kavm-i müşrikîn, ben hayli zamandır kâfire kılıç urmadım. Bu kadarca kâfirle kanaat edemem. Şimdi kim cehennemin kapısını evvel açmak isterse karşıma çıksın!” dedi.

İncelemeler

Henüz yorum yapılmadı.

“Hamzanâme / Hamzazâde Rüstem ile Said-i Nebîre’nin Maceraları” için yorum yapan ilk kişi siz olun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir