Üniversiteden Sonra
Üniversiteden ne bekliyoruz ve neden her seferinde hayal kırıklığına uğruyoruz?
Chad Wellmon bu soruyu sekiz yüzyıllık bir tarihin içinden yanıtlıyor. Okur bu kitapta orta çağ Bologna’sının âlim loncalarından Berlin’in araştırma seminerlerine, Amerikan toprak bağışı kolejlerinden Clark Kerr’in “mültiversite” dediği şeye, Nyerere’nin Tanzanya’sındaki ve Makerere’deki sömürgecilik sonrası üniversitelerden bugünün borçlu lisans öğrencisine uzanan geniş bir tarih bulacak. Bunların yanı sıra kurumun bugünkü hâlinin yakın plan bir portresini: insan
sermayesi kuramının iktisat seminerlerinden devlet politikasına nasıl terfi ettiğini, bağış fonuyla tesis yönetiminin nasıl birer amaca dönüştüğünü ve öğrencilerin yaşamını dersliklerden kopuk biçimde yöneten o bürokrasi bataklığını –Wellmon’un adlandırmasıyla Öteki Üniversiteyi...
Wellmon’un savı, üniversitelerin yüksek bir ideale ihanet ettiği yolundaki tanıdık yakınmadan çok daha rahatsız edici: Üniversiteler o ideale ihanet etmedi, onu kaptı. Yükseköğrenim –disiplinli çalışma, entelektüel arzu, bilmenin içsel iyileri– ile yükseköğretim –diploma, yeterlik belgesi ve insan sermayesi üreten bir sistem– aynı şey değildir. Üniversite birincisini barındırır ama ikincisinden geçinir. Kendisine yönelen arzuyu kariyer planına, ahlaki soruyu prosedüre, öğrenmeyi çıktıya saptırır; disiplinli çalışmanın değerini kendi hanesine yazar. Bu bir yozlaşma değil, kurumun çalışma biçimidir. Bu yüzden üniversiteden ahlaki berraklık beklemek de bir kategori hatasıdır. Savunulmayı hak eden şey kurum değil, kurumun içinde ve dışında sürdürülen disiplinli çalışmanın kendisidir.
Üniversite yeterli değildir. Zaten hiçbir zaman olmadı.
-
%35 indirim459,00 TL298,35 TL
-
%35 indirim499,00 TL324,35 TL